Bilim Araştırma Vakfı

üye yakınlarının ifadeleri

 

 

 


VATAN TV RÖPORTAJI

CEYLAN ÖZBUDAK: Ben dindar bir insanım. Ehli Sünnet inancındayım. Benim ailem ise ahlak dışı yaşamları olan, dolandırıcılıkla geçinen, babam bugüne kadar defalarca dolandırıcılıktan yargılanmış bir insandır. Onlarca davada yıllardır yargılanıyor. Böyle insanlar. Dolayısıyla aramızda şiddetli bir fikir ayrılığı vardı. Benim babam çok saldırgan, çok psikopat ruhlu bir insan. Buna rağmen ben annemi ziyaret etmeye eve gidiyordum. Nitekim en son annemi ziyaret etmeye beni eve çağırdılar. Ben annemi ziyaret etmeye gittiğimde, baktım silahlı adamlar çıktı, silahlar çıktı. Benim ellerimi bağladılar, ayaklarımı bağladılar. Adamlar beni dövmeye başladı silahlı adamlar. Beni sürükleyerek, merdivenlerden sürükleye sürükleye aşağıya indirip apartmandan zorla arabaya bindirdiler. Bu arada ben bağırıyordum işte "beni kaçırıyorlar, kurtarın beni, öldürecekler" diye. Sonra benim ağzımı da bantladılar. Bunu duyan alt kat komşularımız hemen polisi çağırmışlar. İşte apartmanımızın yanında bir tane çocuk yuvası vardı. Oradaki öğretmen polisle konuşmuş. Böyle böyle birisini kaçırdılar, herhalde öldürecekler diye. Nitekim iki gün boyunca ben gerçekten dehşeti yaşadım. Çok şiddetli baskı gördüm. Bayağı saldırdılar bana. 6-7 kişiler, kaçmam imkansız, kurtulmam imkansız. Çok çok gerilimli bir ortam. Çok gergin bir ortam. Sonra jandarma yaptığı bir operasyonda Balıkesir'de Ayvalık'ta beni kurtardı. Daha sonra basında bazı haberler çıktı. Doğru olmayan iddialar çıktı. Nitekim tam BAV davasında Yargıtay kararının öncesinde benim babamı televizyona çıkardılar. Bunu ağlattılar, animasyonlar yaptırdılar. Benim babam çok böyle tiyatrocu gibi, rol kabiliyeti çok güçlü olan bir insan. Çok seri yalan söyleyebiliyor bir kere. Zaten dolandırıcılık geçmişi olan bir insan. Onu kullandılar, ki bazı çevreler BAV'a karşı onu kullandılar. Ben bunların masonlar olduğunu iddia ediyorum, yani öyle düşünüyorum. Masonlar olduklarını düşünüyorum. Çünkü çok fazla mason çevresi vardı babamın. Büyük Kulüp'e üyeydi, oraya gidip geliyordu. Kendisinin de mason olduğunu söylüyordu ama ben inanmıyorum tabii buna. Muhtemelen bu da yalandır. Bu tip olaylar oldu ama tabii ki olayı açık ortada. Eğer ben onun iddia ettiği gibi kendi rızamla onunla gitmiş olsaydım, öyle ayağımda ayakkabı olmadan, hiçbir özel eşyam olmadan, yanımda kimliğim yok, çantam yok, üstümdeki eşyalar parçalanmış. Zaten jandarma beni kurtardığında üstümde örtünmek için derme çatma kıyafetler vardı. Çok belli durumun ne olduğu. Onun iddialarının da yalan olduğu da çok ortada. Ceylanozbudak.com. Ben orada dilekçelerimi koydum. Basın açıklamalarım var. Jandarmada neler yaşadığım var. Çok detaylı bunların açıklaması var. Oradan da öğrenebilirsiniz. Benim baskı altında olduğum gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değil. Böyle bir şey hiç yok. Eğer öyle olsaydı ben bütün gece jandarmada kaldım. Jandarma yanında kaldım, ifade verdim. Orada söylerdim zaten. Devletin beni koruma altına alacağını biliyorum. Savcılara ifade verdim. Polislere ifade verdim. Ben orada söylerdim baskı altında olduğumu.

SELDA İNAL
: Benim annem genelde baskıcı ve şiddet uygulayan bir insandır. Ve tavrı saldırgandır. Buna çevremizdeki birçok insan da şahittir. Aynı yaşadığımız apartmadaki kişilere de sorsanız, defalarca bu olaylara şahit olmuştur. Hatta kişilik olarak böyle halk arasında çok rahat tabir edilen karakterde bir insandır. Ve bu tarz uygulamalarda da hiçbir mahsur görmez. Dolayısıyla benim gençkızlığım zamanında evde bu şekilde tavrı sürekli devam ediyordu. Fakat ben kendisinin bu tarz baskılarına karşı tepki gösterdiğim için bütün dikkatini kızkardeşime yöneltti. Bu baskıları benim üstümde uygulayamayınca onun üstünde uygulamaya çalıştı. Hatta kendisini kendi yaşadığı seviyesiz yaşama çeken de benim annemdir. Kızkardeşim üstünde uyguladığı baskı ve şiddet dolayısıyla ve seviyesiz hayatın getirdiği etkiyle kızkardeşimi uyuşturucu batağına kadar çeken de yine benim annem. Ve kardeşim yaşadığı seviyesiz hayatın getirdiği buhrandan dolayı intihara teşebbüs etmiş ve intihara kadar gitmiş bir olay vardır burada, sözkonusudur. Dolayısıyla ben o zamandan beri zaten kendisine karşı olan tavrım bellidir ve açıktır. Belli bir görüşmeme şeyimiz bundan kaynaklanıyor aslında. Aynı şekilde bu şiddet uygulamasını babama karşı da yapmıştır. Annem yapı olarak babamın 2-3 katı kadar bedeni daha yapılı bir insan. Ve aynı şiddeti babama da uyguladı. Bilim Araştırma Vakfı ile ilgili süren mahkemede, kendisi 13 Temmuz'da, ilk mahkemede, arabada bulunduğum bir sırada arabanın yanına geldi, yanımda da iki arkadaşım vardı. Hatta bu kişiler de şahittir. Ben isimlerini vererek, Adalet Bakanlığı'na ve İçişleri Bakanlığı'na bu kişilerle ilgili, annemin yaptıklarıyla ilgili bir suç duyurusunda bulundum. Çünkü saldırgan tavrı sürekli şiddetini attırarak özellikle şu son dönemde devam etmekte. Arabanın yanına gelip bana açıkça eve dönmemi, kendi istediği gibi bir hayat yaşamamı, eğer istediği gibi yaşamazsam, kendi ayaklarınla eve gelmezsen ben senin bu eve cenazeni getirtirim diye söyledi. Ben de eğer bu şekilde davranırsa adli makamlara şikayette bulunacağımı söyledim.  Daha önce de zaten bana telefon açıp önce hakaret eden sözler söylüyordu. Daha sonra bu hakaretlerini ölüm tehditine çeviren sözler söylemeye başladı. O gün arabanın yanına geldiğinde de bu açıkça ölüm tehditlerinde bulunan sözler bana söyleyince, ben de adli makamlara şikayet edeceğimi söyledim böyle davrandığı için. Kendisi de böyle bir şeyden yılmayacağını, hukukla onu  durduramayacağımı, arkasının çok sağlam olduğunu söyledi. Böyle bir cesareti nereden bulduğuna açıkçası ben çok hayret ettim o gün. Hukukla bile durduramazsın, benim arkam çok sağlam diye defalarca bu sözlerini yineledi.
Vandan anne bizim çok sevdiğimiz ve çok saydığımız bir büyüğümüzdü. Kendisi eşi Cemal tarafından, Cemal Karatepe tarafından, işyerine gidip, gündüz 12.30 sularında açıkça hemen silahla işyerine girer girmez vurulmuştur. Kendisinin bir gelinlik mağazası dükkanı var orada. Bunu da bir sormak lazım, yani bu insanlar bu şiddeti, bu saldırıyı, bu ölüm tehditlerini nereye kadar devam ettirecekler? Aynı şekilde benim annem de bana ölüm tehdidinde bulunuyor. Vandan annenin başına gelen bizim başımıza gelmeyecek diye kim bana garanti verebilir? Ben dilekçelerimde zaten bakanlığa da yazdım bu suç duyurularını. Ve can güvenliğimin sağlanmasını istedim. Benimle görüşmek istediğinde aynı şeyler belki de benim başıma gelecek. Ben de belki aynı şeyleri yaşayacağım.
Ayrıca Vandan anne son derece mazlum, dindar, samimi bir insandır. Adnan Bey'in kitaplarını, Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını takip ettiği için, oruç tuttuğu için, namaz kıldığı için eşi tarafından bu baskıyı gördü. Bakın benim annem genelde çevre edinmek, popüler olmak, çevresinde itibar sağlamak, böyle televizyona çıkmak, bu tip şeyleri çok önemser ve çok değer verir. Zaten yaptığım telefon konuşmasında bana açıkça, maddi destek sağlanacağını, siyasete girmek için istediği imkanların kendisine verileceğini, bu imkanları kullanarak istediği gibi daha rahat yaşayacağını söyledi.
17 yıldır böyle bir konu yoktu. Ben BAV camiasıyla zaten arkadaşlarım var, görüşüyorum. Bugüne kadar da hiçbir şekilde çıkıp başka bir ifadede de bulunmamıştı. Neden 17 yıl sonra bütün bu aileler bir araya geliyor ve bu açıklamaları yapıyorlar? Ben üniversiteden mezun olduğumda, bu 17 yıl önce meselesi budur. Kendisine maddi yardımda bulunuyordum. Fakat daha sonra gayriahlaki işlerinde kullanacağını ve gayrimeşru şekilde bu parayı harcayacağını ben öğrendiğimde maddi desteği kestim. Sanırım bu kendisinin hoşuna gitmedi. Bir neden olarak ben bunu görüyorum. Ayrıca benim dindar yaşamamı, Ehli Sünnet hayatı yaşamamı da kabul eden bir insan değil. Dolayısıyla benim annemle hayat felsefem taban tabana zıttır. Bunları da kabul etmediği için, bir anlamda benden şahsi anlamda intikam almaya çalışmakta. Bunun ötesinde de, kendisine sağlanan maddi menfaatlerden dolayı da, bu grupla bir organize hareket içine girdi.
Bakanlıklara gönderdiğim dilekçelerimi, seldainal.com isimli sitemde yayınladım. Adım, soyadım, seldainal.com. Buradan girip bakabilirler. Ve dilekçelerin, yapılan şiddetin ve olayların gerisinde organize edilmiş bir hareket olduğunu bu dilekçelerden bakıp merak edenler görebilir.
Ben Ehli Sünnet inancında olan bir insanım. Annem de bunu hiç bir zaman tasvip etmedi. Bu yüzden tasvip etmediği için de baskı altında olduğum iddiasıyla ortaya çıktı. Böyle bir şey söz konusu değildir. Ve Adnan Oktar ile olan benim yakınlığım eserlerini takip etmemdir. Eserleri benim imanıma vesile oldu. Allah kendisinden razı olsun. Çok hayırlı, vatanı milleti için çok hayırlı çalışmalar yapan bir insan. Ben kendi sitelerini düzenli takip ediyorum. Ve o siteden öğrendiğime göre, bu sene 40 milyon kişi sırf kitap indirmiş o siteden okumak için. Ki bu, o siteye giren rakamlar. Demek ki milyonlarca insan bu kitapları okuyor. Ben de sadece o milyonlarca insandan biriyim. O yüzden böyle beyin yıkanmış iddiası çok saçmadır. Dünyada da Türkiye'de de milyonlarca insan var zaten o kitapları takip eden.

TUBA BABUNA:
Benim ailemle görüşmemem tamamen bir inanç farklılığından kaynaklanıyor. Ben Ehli Sünnet inancına bağlı Müslüman bir insanım ama ailem Sabetayist insanlar. Sabetay Sevi adında 1600'lü yıllarda İzmir'de yaşamış bir hahamın peygamber olduğuna inanıyorlar. Benim annem de babam da üç büyük dönme cemaatinden biri olan Karakaşiler kolundandır. Annemin ailesi Selanik dönmesidir. Babam anne tarafından Selanik dönmesidir. Baba tarafından Köprülü dönmesidir. Annem hatta Ataman ailesine mensuptur ve bu aileyle ilgili 'Dönmeler ve Dönmelik' adlı kitapta da uzun uzun bahsi geçer bu ailenin. Babamın ailesiyle ilgili konular da bu tarz kitaplarda bahsi geçer. Sabetay Sevi'nin sünnetine uygun yaşıyorlar, annem de babam da. Sebatay Sevi'nin sünnetine göre Müslüman Türk adetlerine, Müslüman Türkler'in gözünü örtmek için uyulması gerekiyor. Uyulması ve riayet edilmesi gerekiyor. Ramazan orucuna, kurbana dikkat edilmesi gerekiyor. Bunlardan sakınılmasında bir mahsur görülmüyor. Zahiri olarak bütün ibadetlerin yerine getirilebileceği söyleniyor. Bu sünnete göre benim annem de babam da dışı Müslüman ama içi yahudi olan insanlar. Benim babam mesela küçüklüğümden beri geceleri salonda mum ışığında ayakta sallana sallana Tevrat'ın Mezmurlar bölümünü okur her gece. Birçok bölümünü Tevrat'ın ezberden bilir, annem de ezberden bilir. Kendilerine has bayramları vardır. Kendilerine has hafta sonu yaptıkları dualar vardır. Bu bayram kutlamalarında zaman zaman gayri ahlaki birçok olay meydana gelir. Kısaca Sabetay Sevi'nin sünnetine uyan ve yahudiliği yaşayan insanlar. Ama ben Müslüman inancında olan bir insanım. Ben mesela küçüklüğümden beri onların inançlarına hiçbir zaman sıcak bakmadım. Her zaman göstermelik olarak babamın evde tuttuğu Kuran'ı gizli gizli okuyordum. Ve İslam dinine bağlılığım vardı küçüklüğümden beri, onların yaşam tarzlarını hiçbir zaman uygun bulmuyordum. Onların inançlarının sapkın olduğunu düşünüyordum. Ama bunu gizliyordum. Kendi kendime Müslümanlığa inanıyordum. Ancak asıl Müslümanlık inancına kesin olarak bağlanmam üniversite yıllarında Sayın Adnan Oktar'ın kitaplarını okumaya başlamamla oldu. Ve Adnan Oktar Bey'in çevresiyle tanışmamla oldu. Benim arkamdan kardeşlerim de bu kitapları okumaya başladılar. Kuzenlerim okumaya başladılar ve bu durum yıllar içerisinde daha ciddi bir hal aldı. Benim inancım gelişti, milli ve manevi değerlerim güçlendi. Ve bu durum annemi de babamı da çok sinirlendirmeye başladı. Bize sürekli olarak sizin sünnetiniz Sabetay Sevi'nin sünneti, Ehli Sünnet değil, Hazreti Muhammed'in sünneti değil diyorlardı. Namaz kılmamızı engellemeye çalışıyorlardı. Oruç tutmamızı engelemeye çalışıyorlardı. Bunu ancak dışarıya göstermelik olarak yapabilirsiniz, evin içinde bizim inancımız geçerlidir, yahudilik inancı geçerlidir. Bunu yaşamana izin vermeyiz diyorlardı. Ve bu bir süre sonra, biz tabii ki hiçbir şekilde vazgeçmediğimiz için bir süre sonra bu baskı, bizim üzerimizde uyguladıkları baskı şiddete dönmeye başladı. Şiddet göstermeye başladılar. Artık evin içi bizim açımızdan yaşanacak bir hal almaktan çıktı. Hem onların içinde bulundukları ortam bizim inancımıza ve ahlak anlayışımıza uygun değildi. Hem de ibadetlerimizi rahat yerine getirememeye başlamıştık. Zorlanmaya başlamıştık. Bundan dolayı kardeşlerimle birlikte evden ayrılma kararı aldık. Başka bir yere taşındık. Bundan sonra fakat bize olan düşmanlıkları daha da arttı. Tavırları daha da saldırganlaşmaya başladı. Telefonla tehdit etmeye başladılar. Defalarca beni de kardeşlerimi de arayarak ölümle tehdit ettiler bizi. Bizi yaralayacaklarını, ayaklarımıza sıktırtıcaklarını, sakatlayacaklarını, dövdürteceklerini söylediler. Etrafta üç kuruş için adam öldürmeye hazır bir sürü aç insan var. Bunlardan birine sizi rahatlıkla öldürürüz dediler kaç defa bize. Bunlarla ilgili benim de kardeşimlerim de savcılığa defalarca şikayette bulunduk. Bu tehditlerin akabinde bizim Oktar'la birlikte ve kardeşlerimle birlikte oturduğumuz evin kapısına iki tane silahlı adam geldi. Evin kapısını yumrukladılar. Silahlarını çıkardılar, bizi öldüreceklerini söylediler. Bağırıp çağırmaya başladılar. Daha sonra o sırada ben ve kardeşlerim, kızkardeşlerim evde değildi. Oktar bir arkadaşıyla birlikte evdeydi. Arkadaşının arabası evin altında park etmiş durumdaydı. Daha sonra kapıyı kıramayınca evin aşağısına inmişler ve arabaya hasar vermişler. Bu olayla ilgili Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik'in yaptığı ile ilgili soruşturmalar başlatıldı.  Çünkü bununla ilgili onların o sırada bizim evimize geldiğiyle ilgili şahitler var. Apartman görevlisi buna şahitlik etti. Ve annemin babamın bu olayı yönlendirdiği ile ilgili de şahitler ve deliller var. Bununla ilgili soruşturmalar da devam ediyor. Bu Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik adlı kişi bizim evin kapısına gelmeden hemen önce annemlerin evinden çıkıp bizim evin kapısına gelmişler. Apartman görevlisinin bu konuyla ilgili de beyanı var. Daha sonra kaçmışlar ama polis yakalamadan. Polis geldiğinde oradan ayrılmışlar. Ve polisin bu olayın akabinde yaptığı aramada Kerem Gürtuna hemen bizim evin yakınında bulunan bir yerde, kendi evinde bulundu ve evin içinden Emel Tezyapar ve Türkan Akyüzalp adlı iki tane arkadaşımın annesi de çıktı. Aynı zamanda Rezzan Aydınoğlu adında işte bu ailelerle görüşen bir de avukat evin içindeydi. Aynı yerde bulundular. Bu da bu olayların planlı olduğuna işaret eden bir delil, bunun delillerinden biri. Bu olayın akabinde de işte bizi ölümle tehdit etmelerinin hemen sonrasında Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi öldürüldü, Vandan Karatepe. Arkadaşlarımla birlikte Vandan Karatepe'yi biz çok seviyorduk. Hatta Vandan anne diye kendi aramızda hitap ediyorduk. Sürekli kendisiyle görüşüyorduk. Bizim kendi evimizde misafir ediyorduk, biz onun evine misafir olarak gidiyorduk. Vandan anne çok takva sahibi, ihlaslı bir insandı. Müslümanlığa bağlıydı. Adnan Bey'i çok seviyordu. Kendi oğlu üzerinde Adnan Bey'in çok büyük emekleri olduğunu sürekli bize söylüyordu. Fakat bu görüşlerinden dolayı, Adnan Bey'i sevmesinden ve Adnan Bey'in kitaplarını sürekli okumasından dolayı kocası Cemal Karatepe'nin kendisini sürekli tehdit ettiğini söylüyordu. Bu arada kocası Cemal Karatepe tarafından öldürüldü Vandan anne. Sürekli tehdit ettiğini ama bu tehditleri çok önemsemediğini söylüyordu. Eğer ölürsem de dinim için ölmüş olurum, şehit olurum diyordu bize. Ve Cemal Karatepe'nin babamlarla ve annemlerle birlikte görüştüğünü ve sürekli kendisine "sen de gel bizimle görüş, sen de gel benimle birlikte Cevat Beyler'e gel, onlarla birlikte görüşelim, Harun Yahya'nın kitaplarını okuma, onlarla görüşme" dediğini sürekli söylüyordu.  Bu konunun ciddiyetle üzerine gidilmesi gerekiyor. Mesela babam defalarca televizyon programlarına çıktı. Annem defalarca televizyon programlarına çıktı.  Bu konuyla ilgili hiç bir soru sorulmuyor onlara. Sadece onların dedikoduları dinleniyor. Sürekli temcit pilavı gibi aynı şeyleri tekrarlıyorlar, aynı iddiaları mantıksız iddiaları ortaya atıyorlar. Çocuklarımız işte şöyle böyle diyorlar, halbuki çocuklarımız dediği insanlar babamın benim en küçük kardeşim 30 yaşında, en büyük kardeşim 45 yaşında, ben 38 yaşındayım. Yani orta yaşlı insanlarız. Hepimiz üniversite mezunuyuz. Hepimiz okumuş, aklı başında, lisan bilen, aydın insanlarız. Bizim herhangi bir şekilde zaten baskı altında olmamız mümkün değil. Ayrılma kararım, annemle babamla görüşmeme kararım tamamen bu riskli ortamın oluşmasıyla ilgili. Zaten ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Koç Üniversitesi'nde daha sonra eğitim gördüm. Yüksek lisans yaptım İstanbul Üniversitesi Ekonometri Bölümü'nde. Kültürlü bir insanım, aydın bir insanım. Hakkımı arayabilecek tecrübeye ve bir bilgiye sahibim. Herhangi bir şekilde, üzerimde herhangi bi baskı olmuş olsaydı, ben bu konularla ilgili annemle babamla aramda olan bu konularla ilgili defalaraca savcılığa gittim, defalarca Emniyet'e gittim. Polislerin karşısında ifade verdim, savcıların karşısında ifade verdim. Özel görüşmelerim oldu. Bu görüşmelerde ben çok rahatlıkla ifade edebilirdim herhangi bir rahatsızlığım olsaydı. Ama kesinlikle böyle bir şey yok. Zaten olan olaylar da ortada. Benim de tamamen kendi kişisel kararım. Bu son dönemde de bizi ikna etmek için Edip Yüksel'i getirttiler Amerika'dan. Bizi zorla görüştürmeye kalktılar. İşte telefonla konuşturmaya kalktılar. Oktar defalarca suratına kapadı. Edip Yüksel arkadaşlarımıza internet vasıtasıyla bağlantı kurmaya çalıştı. Edip Yüksel'in inancına dönmemizi istiyorlar. Müslümanlık inancını bırakmamızı istiyorlar. Halbuki ben Ehli Sünnet bir insan olarak Edip Yüksel'in inançlarını benimsemem, onun hayat tarzına ayak uydurmam mümkün değil. Zaten Edip Yüksel Türkiye'de şu an hakkında tutuklama emri olan bir insan. Çok çeşitli suçlardan hakkında arama emri olan bir insan. Bizim eve geldiğinde, Amerika'dan getirttiklerinde annemle babam bizim evde yaptıkları toplantıyı polis bastı. Ama daha sonra zaten yurtdışına çıktı. Şu anda herhangi bir şekilde yurtdışından geldiği takdirde polis tarafından gözaltına alınacak. Benim de bütün bu anlattığım konularla ilgili tubababuna.com sitesinden gerekli detayları öğrenebilirler.

CEYDA ERTÜZÜN
: Ben 45 yaşında, üniversite mezunu bir insanım. 18. dönem milletvekili merhum  Profesör Doktor Tevfik Ertüzün'ün eşiyim. İki oğlum var. 19 ve 22 yaşlarında. Üniversite öğrencisi ikisi de. Ben kendi irademle kendi kararlarımı kendim verebilen, aklı başında, eğitimli, kültürlü bir insanım. Çocuklarım da, ikisi de zaten 18 yaşın üzerindeler ve onlar da çok aklı başında, eğitimli insanlar. Onlar da kendi kararlarını kendi verebilecek durumdalar. Bizim baskı altında olmamız, yönlendirilmemiz ya da zorla herhangi bir şey yaptırılması bize mümkün değil. Bunlar tamamen saçma iddialar. Annemin, babamın ve bazı onlarla birlikte hareket eden birkaç aile var. Bilim Araştırma Vakfı camiasına karşı bir karalama kampanyasına giriştiler hep birlikte, organize hareket ediyorlar. Onların ortaya attığı iddialar bunlar. Bizim robotlaştırıldığımız, beynimizin yıkandığı gibi saçma sapan iddialar ortaya atıyorlar. Bunlar mümkün değil. Kız kardeşlerim de hepsi üniversite mezunu, birkaç dil bilen, master yapmış insanlar. Bizim bu şekilde baskı altında olmamız kesinlikle doğru değil. Yönlendirilmemiz de doğru değil. Biz kendi özgür irademizle bu hayatı seçtik. Biz kendi anne babamızdan farklı bir hayat tarzını benimsedik. Birlikte oturuyorduk kardeşlerim, annem, babam. Hepimiz kalabalık bir aileydik. Fakat onların bizim üzerimizdeki baskıları ve artık şiddet uygulamaya başladılar, ölümle tehdit etmeye başladılar. Kendi hayat tarzlarını yaşamamız için bize aşırı derecede baskı yapmaya başladılar. Biz bu baskılara dayanamayarak onlardan kopup ayrılmaya karar verdik. Ve bizim bu Müslüman hayatı yaşamamız, Ehli Sünnet inancına sahip olmamız onları çok rahatsız ediyor. Harun Yahya Bey'in kitaplarından biz çok etkilendiğimizi biliyorlar. Onun fikirlerine çok saygı duyuyoruz. Adnan Oktar Bey'in kitaplarını takip ediyoruz. Kendisi çok samimi bir Müslüman ve bizim bu yaşadığımız hayat tarzını, Müslüman olmamızı ondan kaynaklandığını düşünüyorlar ve onun için de bu camiaya karşı bir karalama kampanyasına giriştiler. Ortak hareket etmeye başladılar. Mahkemeye gidip aleyhlerinde yalancı şahitlik yaptılar. Biz 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne çıkıp onların bu iddialarının doğru olmadığını, yalancı şahitlik yaptıklarını oraya verdiğimiz dilekçelerle de, sözlü beyanlarımızla da bildirdik. Tehditlerde bulunmaya başladılar. Annem, babam ve birkaç aile. Bunların arasında Emel Tezyapar var, Türkan Akyüzalp var, Firuzan Özgül var. Asıl bunların başında da babam Cevat Babuna geliyor ve bunlar da masonlar tarafından desteklendiğini biz o yönde duyumlar alıyoruz. Bu ailelerin masonlar tarafından desteklendiğine dair ve onlara birtakım menfaatler sağlayacaklarını söylüyorlar. Onun dışında yüzlerce aile var. Bilim Araştırma Vakfı camiasının aileleri var. Onların verdikleri beyanlar var. Adnan Oktar Bey'i çok sevdiklerine, saydıklarına dair, çocuklarının üzerinde büyük emeği olduklarına dair yazılı, sözlü beyanları var yetkili mercilere de, devlet birimlerine yolladıkları mektuplar var, basında yaptıkları açıklamalar var. Öbür tarafta da birkaç aile var bu yönde iddialarda bulunan. Toplum zaten Türk toplumu bunların doğru olmadığını anlıyor. Tamamen yönlendirildiklerini anlıyor çünkü ortaya attıkları iddialar çok akıldışı. Bu camiaya mensup kişiler çok aklı başında, eğitimli insanlar, belli bir yaşın üstünde kişiler. Zaten baskı altında olmaları, yönlendirilmeleri, zorla alıkonulmaları mümkün değil.

EBRU ALTAN: Evet ailem birtakım menfaatler karşılığında  Bilim Araştırma Vakfı'na karşı iftiralar atmak için özel olarak görevlendirilen kişiler. Bunun yanında annemin iddialarına benzer iddialarla ortaya çıkan aileler de var. Bu kişiler menfaatleri karşılığında maşa olarak kullanılan kişiler. Masonlar kullanıyor bu kişileri. Başka ailelere de bu şekilde teklifler götürdüler ama onurlu olan aileler bunları kabul etmedi. Tabii ortak olarak hareket ediyorlar ve tek bir merkezden hareket ediyor bu kişiler. Bizim karşılaştığımız şiddet olayları var. Mesela bir arkadaşım kaçırıldı, biliyorsunuz Oktar Babuna'nın evine silahlı saldırıda bulunuldu. Bu saldırıyla sorumlu tutulan, bu konuda soruşturulan kişiler, Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik arama sırasında Kerem Gürtuna'nın evine polisler gittiğinde annem Türkan Akyüzalp ve Emel Tezyapar bu evden çıktılar.  Aynı şekilde biliyorsunuz yine çok vahim bir olay Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe babası tarafından öldürüldü. Bu konuda da Vandan Karatepe'nin, Vandan annenin - biz çok yakındık, çok severdik kendisini - sadece namaz kılması, oruç tutması ve Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını okuması sebebiyle öldürüldüğüne dair şikâyetler var. Bunlar şu an savcılıkta değerlendiriliyor. Dolayısıyla bu da çok vahim bir olay. Çünkü bizi nasıl eve çağırıyorlarsa, nasıl "biz anneniz babanızız, sizinle görüşmek istiyoruz, biz size ne yapabiliriz ki" diye televizyonlara çıkıp böyle açıklamalarda bulunuyorlarsa da, aynı şekilde Oben Karatepe'yi de eve çağırıyordu babası. Fakat Oben Karatepe can güvenliğinden korktuğu için, babasının ona bir şey yapacağına inandığı için gitmiyordu. Ne kadar isabetli olmuş. Bu vahim olayın arkasından, Vandan annenin öldürülmesinin arkasından Oben Karatepe için babası "onu da bulsaydım, onu da öldürecektim" ifadesini kullanmış.
Evet tabii ailemden çok uzun süre ciddi şekilde baskılar gördüm. Can güvenliğim tehlike altındaydı. Hemen hemen her gün bana yönelik ciddi bir saldırısı olurdu annemin. En son bıçakla üzerime saldırdı. O da ciddi şekilde beni yaralayacak, hatta öldürebilecek bir saldırıydı. Arabayla bir kez üstüme saldırdı. Genelde evde bulduğu eşyaları üstüme fırlatır, vazoları, tabakları, bıçakları, ne bulursa o anda. Ve hiçbir şekilde de vereceği hasarı düşünmezdi. Dolayısıyla bu tarz şiddet olaylarından uzak kalmak için kendisinden ayrı yaşamaya mecbur kaldım. Arkadaşlarımdan bir çoğunun ailesiyle görüşüyorum. Hepsi de kendi çocuklarının inançlarına çok saygılılar. Onların yaşadığı bu temiz güzel hayattan çok memnunlar ve çok iyi ilişkiler içindeler. Ben de onları severim, sayarım.  Ve bu tarz söylentilere de çok kızıyorlar. Bunun için bir cevap hakkı doğdu onlar için. Benim kendi internet sitemde "ebrualtan.com" bu adresten bu ailelerin bu iftiralara verdikleri cevapları izleyebilirsiniz.
Benim şahsen annemden gördüğüm bu şiddet olaylarına hiçbir şekilde maruz kalmak istemezdim, ama hepsinde bir hayır vardır. Allah bu şekilde takdir etmiş kaderde. İnşaAllah bu iftiralara da biz gerçekleri açıklayarak onların bu çirkin oyunlarının ortaya çıkmasına vesile oluruz.

SİNEM TEZYAPAR
: Samimi bir dindar olarak, Ehli Sünnet bir Müslüman olarak yaşamamda Sayın Adnan Oktar vesile olmuştur. Kendisiyle aynı dönemde yaşamaktan, onun gibi örnek bir Müslümandan istifade edebilme imkanı bulduğum için Allah'a çok şükrediyorum. Hakkımdaki iddiaları tamamen hayal ürünü. Tam tersine bana baskı uygulayan, bana zulüm ve dehşeti yaşatan kişiler kendileridir. Ben onların gayrı ahlaki yaşantılarını tasvip etmediğim için, bana karşı dinime saygı duymadıkları ve bana karşı uyguladıkları baskı ve şiddetten dolayı evden ayrıldım.  Ben 17 yaşında onlarla beraber kaldığım dönemde evde gizli gizli namaz kılıyordum. Geceleri onlar uyuduktan sonra Kuran okuyabiliyordum. Nitekim bir sefer Kuran okuduğumu öğrendiğinde babam elleri boğazımda uyandım. Elinden çok zor kurtuldum. Bir defasında balkondan beni belimden aşağıya kadar sarkıttı, ölümle tehdit etti. Zaten küçüklüğümden beri sürekli dizlerime vurarak beni sakat bırakmıştır. İki defa ameliyat olmak zorunda kaldım dizlerimden. Yani biz can derdinde olmasak neden görüşmeyelim zaten, yani bize dehşeti yaşattıkları için biz onlarla görüşemiyoruz, can güvenliğimizden dolayı. Zaten savcıklara verdiğim dilekçelerde çok detaylı anlatıyorum, burada ne gayrı ahlaki yaşantılarını size detay veremiyorum ama savcılıklara verdiğim dilekçelerde var. Bunları da benim internet sitemden okuyabilir izleyicilerimiz. "sinemtezyapar.com" sitem.
Kesinlikle böyle bir durum yok yani baskı altında değilim. Hür, özgür irademle ailemden ayrı yaşıyorum. Basın açıklamalarımda da söyledim. Hiçbir şekilde böyle bir baskı yok. Eğer öyle bir baskı olacak olsa ben kendi kanuni hakkımı kendim zaten ararım. Benim ailem gelir düzeyi düşük bir ailedir. Cevat Babuna'nın ailesine yanaşarak, kendilerince bedava sağlık hizmeti, bedava yemek, fitne, dedikodu, emeklilik dönemlerinde böyle bir meşgale edindiler. Birkaç aile Cevat Babuna'nın etrafında toplanarak, bir avukatın yönlendirmesiyle çocuğuna düşkün anne baba rolü oynuyorlar aslında. Bilim Araştırma Vakfı'nın Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe eşi tarafından sadece Harun Yahya'nın kitaplarını takip ediyor, Harun Yahya'dan sevgiyle bahsediyor, dindar bir Müslüman olarak yaşıyor diye öldürüldü. Biz Vandan anneyi çok severdik. Kendisiyle beraber sürekli görüşürdük. O bize gelirdi, biz onun Suadiye'deki evini ziyaret ederdik. Bize iftar yemekleri hazırlardı, beraber Harun Yahya'nın belgesel filmlerini izlerdik. Zaten kendisi çok defalar söylemişti, "Cemal beni tehdit ediyor" diye. Oben Karatepe'yi de babası defalarca eve çağırıyordu. Nitekim, bizi çağırdıkları gibi onu da çağırıyorlardı, eve gitmemesinde ne kadar haklı olduğunu göstermiş oldu bu olay da.
Benim ailem normal Türk-İslam ahlakında yaşayan bir aile değildir. Annem eskiden uzaylılardan vahiy aldığını söyleyen bir kadının tarikatındaydı. Bu kadın daha sonra bir operasyonla tutuklandı. Daha sonra bu tarikattan sonra, annem Edipçiler tarikatına katıldı. Edip Yüksel'in görüşlerini benimsedi, bana empoze etmeye çalıştı bunları. Babam gençliğinde devlet aleyhinde faaliyetlerde bulunmuş, komünist zihniyette bir kişidir. Zaten benim dine yönelmeme de çok şiddetli karşı çıkmıştı. O yüzden ailemden gizlemek zorunda kaldım bunları. Benim ailem de bu döneme kadar benim Ehli Sünnet inancında, dindar bir Müslüman olmama karşı ciddi karşı çıktı. Bunlar canıma kastedecek dereceye vardı. Ancak Bilim Araştırma Vakfı'na husumet rolünü son bir iki senedir üstlendiler. Bir kısım çevreler baktılar ki, Bilim Araştırma Vakfı mahkemelerce aklanıyor, kurdukları tuzak boşa çıktı, bir kısım gelir düzeyi düşük aileleri apar topar ön plana çıkardılar. Bunlar demagojik hikayelerle, toplum vicdanını sömürmek, mahkemelere baskı amaçlı birtakım hikayeler anlatmaya başladılar.

 

 
 

HİLAL TV RÖPORTAJI 17.01.2008

SUNUCU: Ebru Hanım hakkınızda, özellikle BAV hakkında bazı iddialar ortaya atıldı. Bununla birlikte BAV'ın kitaplarını okuyanların, onunla birlikte çalışmalarda bulunan isimler de, özellikle bayanlar da bazı iddialara maruz kaldı. Özellikle ailelerinizle aranızda sorun olduğu, görüştürülmediği, baskı altında olduğu. Öncelikle size şunu sormak istiyorum. Bu iddialar gerçeği yansıtıyor mu? Size göre neden bu iddialar ortaya atılıyor?

EBRU ALTAN: Bunlar kesinlikle tamamen iftira. Ailem bu şekilde iddialarla gündeme gelmek ve Bilim Araştırma Vakfı'nı karalamak amacıyla ortaya çıktı. Aslında ailemin maddi durumu o kadar yerinde değil. Cevat Babuna'nın maddi durumu yerinde olduğu için, birtakım bu tarz iddialarla ortaya çıkan aileleri yönlendiriyor. Bunlar da Cevat Babuna'nın etrafında işte yemek yiyerek, sağlık masraflarının karşılanmasıyla, orada oturup sabahtan akşama kadar dedikodu yaparak bu tarz bir organizasyon içine girdiler. Tabii ki bunların hiçbiri doğru değil. Ben aslında evden ayrılmamın sebebi, annemin bana uyguladığı şiddettir. Sürekli camları, çerçeveleri kırar, üstüme kırık cam parçalarıyla saldırır. Hemen hemen her gün bir olay çıkardı. Komşularımız da buna şahittir. Benim evde kitap okumama izin vermez. Harun Yahya kitaplarını okurum, bunları yırtar atardı, eve kesinlikle sokmazdı. İnançlarıma hiçbir şekilde saygı duymayan bir insan. Ve tabii ki bundan dolayı sürekli bana şiddet uygulayan bir insan. En son evden ayrılmamın sebebi, benim üzerime iki kere bıçakla saldırması. Ekmek bıçağıyla saldırdı. Canımı zor kurtardım, o yüzden de bir daha eve geri dönmedim. Ayrılma kararı aldım. Tabii Ehli Sünnet inacında bir insan olduğum için beni inançlarımdan vazgeçirmeye yönelik çalışmaları var. Edip Yüksel'i Amerika'dan getirttiler. Onun fikirlerini benimsememizi isteyen şeyleri oldu. Bizimle görüştürmeye çalışıp bizim fikirlerimizi değiştirmeye çalıştılar. Biz hiçbir şekilde böyle birşeyi kabul etmeyeceğimiz için, bu baskılardan kurtulmak için ailemle görüşmüyorum. Tabii ki böyle bir dehşet ortamı yaratmasalardı, bu derece üstüme saldırmasalardı, inançlarıma saygı gösterselerdi ben evde yaşamaya devam ederdim. Ya da görüşmeye devam ederdim, hiçbir sorun çıkmazdı.

SUNUCU: Peki siz nasıl yani İslamiyet'le tanıştınız? Neden böyle bir ayrım birdenbire ailenizle ortaya çıktı? Hiç saygı göstermediler mi buna? Yani bu durum sizi....

EBRU ALTAN: Hayır kesinlikle. Bakın, kaçırma olayları var, kaçırılan arkadaşlarım var. Büyük bir şey, silahlı adamlarla, saldırılarla öldürülen insanlar var. Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesi Vandan Karatepe babası tarafından öldürüldü. Sadece namaz kıldığı için, oruç tuttuğu için ve Ehli Sünnet inancında olduğu için, Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını okuduğu için, babası zaten ölümle tehdit ediyordu sürekli. Vandan anneyi biz çok severdik, rahmetli. Kendisi "ölürüm, şehit olurum, Rabbim'e kavuşurum" diyordu. Sonunda da zaten gerçekleşti bu. Bundan dolayı yani böyle bir cinayet de sözkonusu ki Oben Karatepe'yi babası sürekli eve çağırırdı. "Gel, kal" diye, aynı şekilde bize yaptıkları baskılar gibi baskılarda bulunurdu. Bizi de şimdi aynı şekilde eve çağırıyorlar. Hatta cinayet sonrası Oben Karatepe'nin babası "onu da bulsaydım onu da öldürecektim" diye açıklamada bulunmuş.
SUNUCU: Peki bu durum sizi nasıl etkiliyor? Ailenizle görüşememeniz, sizin inancınıza saygı duyulmaması. Çünkü siz ateist de olabilirsiniz, Hıristiyan da ama siz Müslümanlığı tercih etmişsiniz ve netice itibariyle herkesin birbirine saygı duyması gerekiyor. Ve insanın annesiyle, babasıyla böyle sorunlar yaşaması, gerçekten çok zor bir durum.

EBRU ALTAN: Tabii. Ben tabii hiç istemezdim öyle birşey. Yoksa birçok arkadaşımın ailesiyle görüşüyorum, onların hiç böyle bir sorunları yok. Gayet saygılılar inançlarına, kendileri de çok destekliyorlar çocuklarını. Ben de isterdim ki ailem böyle olsun. Ama tabii ki tutumları çok farklı. Genelde tehdit telefonları alıyorum. Sıra size de gelecek aynen Vandan annenin başına geldikleri gibi. Tabii çok dehşet içinde yaşıyorum. Bundan dolayı da gerekli bütün başvurularda bulundum, can güvenliğimin korunması için.

SUNUCU: Evet inşaAllah dileğimiz bu sorunların aşılması. Ben Ceylan Hanım'a geçmek istiyorum. Ceylan Hanım da bu tarzda sorunlar yaşadı. Basına yansıyan haberler vardı. Aileniz tarafından kaçırıldığınız, baskıya maruz kaldığınız ve bunun neticesinde çok çirkin olay yaşadığınız iddialarıyla gündeme gelen haberlerle tanıdık sizi. Siz de herhalde benzer bir tabloyla karşı karşıyasınız ya da neden bu duruma geldi? Niçin böyle bir hayat tarzını seçmek zorunda kaldınız? Ailenizden ayrı olarak yaşamak zorunda kaldınız. Benzer hikayelerin olması her ne kadar birbirinize destek olsa da tabii ki kişi acıyı tek başına yaşıyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet. İnsan tabii istemezdi böyle birşeyi, ailesinden uzak olmayı, böyle bir fikri ayrılık içinde olmayı istemez. Fakat benim ailem ruhsal durumları bozuk, çok saldırgan insanlar. Ben de dindar olduğum için, Ehli Sünnet inancında olduğum için, bunu kabul etmek istemediler, bana defalarca saldırdılar. Ben yine de görüşüyordum onlarla, anneme sürekli ziyarete gidiyordum. Nitekim annemi ziyarete gittiğim bir gün beni tuzağa düşürdüler. İşte silahlı adamlar geldi, silahlar ortaya çıktı, benim elim kolum bağlandı, ayağım bağlandı, ağzım bantlandı. Silahlı adamlara beni dövdürdü babam, sokaklarda beni sürükleyerek güpe gündüz ortalıkta kaçırdı beni. Nitekim alt kat komşularımız, işte apartmanın yanındaki yuvadaki öğretmen, oraya gelen veliler polisi aradılar. Burada işte birisini kaçırıyorlar, öldürecekler herhalde diye. Polis geldi, arama başlatıldı hakkımda, yani iki gün boyunca bana dehşeti yaşattılar. Altı yedi kişiler, insanın çok zor yani kaçması mümkün değil, çok gergin bir ortam. Sonunda da operasyonla, bir jandarma operasyonuyla beni kurtardılar onların ellerinden.

SUNUCU: Ama babanızın, ailenizin de iddiası tam tersi yönde.

CEYLAN ÖZBUDAK: Evet.

SUNUCU: Yani sizin Adnan Bey'le işte Adnan Bey'in cemaatiyle, BAV'la ilişkilerinizde zorlandığınız ve tamamiyle etki altında kalarak bu konuşmaları yaptığınız yönünde. Bunlar hakkında ne söylersiniz?

CEYLAN ÖZBUDAK: Babam tam bir tiyatro oyuncusu gibi böyle televizyonlara çıkıyor, gazetelere gidiyor, ağlıyor, göz yaşları döküyor ama bu insan beni silahlı adamlara dövdüren, kaçıran bir insan. Yani ben eğer onun dediği gibi kendi rızamla "gel babacığım, biz gidelim" demiş olsaydım, böyle bir insan üstü başı parçalanmış, ayağında ayakkabısı yok, sürüklendiği için ayakları çizik içinde, kan revan içinde, öyle gider mi? Onun dediği gibi olsa öyle olmaz. Polis oraya gelmez, benim hakkımda arama başlatılmaz, jandarma beni kurtarmak için operasyon başlatmaz. Zaten bu insan onlarca davadan yıllarca yani yıllar boyu yargılanmış bir insan. Dolandırıcılıktan, devleti dolandırmaktan.

SUNUCU: Peki. Sizin Adnan Bey'le, kitaplarıyla tanışmanız nasıl oldu? İlk nereden böyle bir çizgiye kaydınız? Öyle bir hani söylenen aile yapısından böyle bir çizgiye nasıl kayıldı?

SİNEM TEZYAPAR: Ben onyedi yaşından beri Sayın Adnan Oktar Beyefendi'nin kitaplarını, bütün çalışmalarını takip ediyorum. Ehli Sünnet inancını kendisinden öğrendim. Fikirlerine, görüşlerine çok saygı duyuyorum. Ben ilk bu şekilde namaz kılmaya başladığımda ailem önce tepkilerini gösterdi. Ondan dolayı ben gizli kılmaya başladım. Sonrasında bir defasında babam gece Kuran yani onlar uyuduktan sonra Kuran okuyabiliyordum ancak. Gece Kuran okuduğumu öğrendiği için eli boğazımda kalktım, canımı zor kurtardım. Akrabalarım şahittir. Onlara sığınmak zorunda kaldım. 18 yaşına kadar sabrettim. Bu şekilde gizli dinimi yaşamaya çalıştım. Ondan sonra ben kendim evden ayrılma kararı aldım. Çünkü evde çok fazla şiddet, baskı olayları vardı. Babam bir defasında belimden aşağı sarkıttı balkondan. Boğmaya kalkıyordu. Zaten dizlerim sakat kaldı, onun uyguladığı şiddetten dolayı. Bu yoldan dönmeleri için, namaz kılmaları, Allah'a yönelmeleri için çok defalar uyardım, hiçbir şekilde dinlemediler. Zaten babam zamanında devlete karşı faaliyetlerde bulunmuş komünist zihniyette bir insandır. Annem zamanında bu uzaylılardan vahiy aldığını iddia eden bir kadının tarikatındaydı. O kadın mahkeme kararı ile tutklandı. Onun ardından Edipçilerin tarikatına geçti. Bende ehli sünnet inancında olduğum için, hiçbir şekilde hayat görüşüm onlarla uyuşmuyordu. Onların haram parasını da kullanmak istemediğim için, kendim 18 yaşından sonra evden ayrıldım.